Siyah Kuğu
— Bölüm VIII —

Teknik Olarak
Doğru

Rıdvan Türk
7 dk okuma
Hikaye

Deniz'le buluştuğumuzda ona her şeyi anlattım. Sakin anlattım. Sakinliğim onu benden çok korkuttu.

Beni dinledi, sonra tek bir cümle söyledi:

"Söyle ve çık. Tartışma. Tartışırsan kazanmaya çalışırsın, kazanmaya çalışınca da kalırsın."

Başımı salladım.

Sözümü tutmadım.

· I ·

Çarşamba akşamı onun evindeydik. Yemek yemiştik. Bulaşıklar duruyordu. Televizyonda sesi kısılmış bir maç vardı.

"Selin'i bana anlatır mısın?" dedim.

Sesim düz çıktı. Hiç prova etmemiştim ama sanki yüz kere etmiştim.

Ve şimdi dikkat edin — çünkü bu hikâyenin en önemli üç saniyesi buradadır.

Yüzü şaşırmadı.

Suçluluk yoktu. Panik yoktu. Öfke yoktu. Sadece hafif bir yorgunluk geçti gözlerinden — bir sınavın kaçınılmaz sorusuna gelmiş öğrencinin yorgunluğu.

Kumandayı aldı. Televizyonu kapattı.

"Tamam," dedi. "Konuşalım."

· II ·

Şimdi size bir adamın nasıl hiç yalan söylemeden bir kadını sekiz ay boyunca kandırdığını anlatacağım. Çünkü o gece bunu öğrendim ve öğrendiğim şey, yakalanmaktan daha kötüydü.

"Ben sana hiç yalan söylemedim," dedi.

Doğruydu.

Hiçbir zaman "başka kimse yok" dememişti. Ben sormamıştım. Sormadığım için de söylememişti.

"Biz hiçbir zaman 'biz' demedik ki," dedi.

Doğruydu.

Sekiz ay boyunca ne "sevgilim" kelimesi geçmişti ne de "ilişki". Ben bunun bir incelik olduğunu sanmıştım. Meğer bir mimariymiş. Adı konmayan şeyin ihlali de olmaz. İsim vermemek, sorumluluk almamanın en zarif hâliymiş.

"Sen bana bir şey sormadın ki," dedi.

Bu da doğruydu.

Ve bu, hepsinin en acımasızıydı. Çünkü sormadığım için ben suçluydum. Sormamıştım — sormaya korktuğum için. Cevabı bildiğim için. Cevabı duyduğum an biteceğini bildiğim için.

Sekiz ay boyunca bilerek soru sormamıştım.

Ve şimdi o, kendi masumiyetini benim korkumun üzerine inşa ediyordu.

Bazı erkekler yalan söylemez.
Sadece gerçeği, sormadığınız sürece saklamayı marifet sayarlar.
Bunun adına "dürüstlük" derler. Adı sahtekârlıktır.
· III ·

Bağırmadım. Keşke bağırsaydım.

Bunun yerine — ve bu, hayatımın en büyük hatasıdır — kanıt sundum.

Bir kadın hangi noktada mahkemeye dönüşür, bilir misiniz? Sevildiğini ispatlamaya çalıştığı an. Ben o gece savcı da oldum, sanık da, tanık da. Hepsini tek başıma yaptım. O sadece izledi.

"Deniz'in doğum gününe gelmedin," dedim.

"İş çıkmıştı."

"Sekiz ayda tek bir fotoğrafımız yok."

"Ben fotoğraf sevmem, biliyorsun."

"Beni hiçbir arkadaşınla tanıştırmadın."

"Sen de beni tanıştırmadın." — Doğruydu. Çünkü hiç istememişti ve ben israr etmemiştim.

Ve sonra, ben durduramadan, ağzımdan çıktı:

"Ben Milano'yu senin için bıraktım."

Oda sessizleşti.

Bunu söylemeyecektim. Sekiz aydır o çekmecede duruyordu, pasaportun altında, kimseye söylemeden. Onu oradan çıkarıp masaya koydum, çünkü elimde kalan tek şeydi ve elimde kalan tek şeyi ortaya sürecek kadar çaresizdim.

Bana baktı.

Ve tam olarak, kelimesi kelimesine, Deniz'in aylar önce söylediği cümleyi kurdu:

"Ben senden istemedim ki."

Bir kehanetin gerçekleştiğini duymak, tokat gibi değildir. Zeminin çekilmesi gibidir.

Haklıydı. İstememişti. Bilmiyordu bile. Ben bir yılımı, kimsenin görmediği bir sunağa koymuş, sonra da faturayı görmeyen adama uzatmıştım.

Sonra ayağa kalktı, buzdolabını açtı, su aldı, bir bardak doldurdu, içti.

Benim dünyam bitmişti. Onun susuzluğu geçmişti.

· · ·

Çantamı aldım. Kapıya yürüdüm. Arkamdan gelmedi. Kapıyı kapattım. Merdivenleri indim — dördüncü kat, asansör yok, bunu ilk günden beri biliyordum.

Sokakta yürürken ağladım. Sonunda ağladım. Kasım soğuğunda, gece yarısı, Gayrettepe'de, kimsenin tanımadığı bir kadın olarak.

O gece bittiğini sandım.

Bitmedi.

· IV ·

On bir gün dayandım.

Bu on bir günü ayrıntılı anlatmayacağım, çünkü ayrıntısı yok — sadece tekrar var. Uyandım. İşe gittim. Döndüm. Telefona baktım. Bakmamaya çalıştım. Baktım.

Sekizinci gün mesaj attı.

Seni özledim.23:41

Cevap vermedim.

Dokuzuncu gün:

Haklısın. Ben berbat ettim.00:12

Cevap vermedim.

Onuncu gün hiçbir şey gelmedi ve o gün, o sessiz gün, hepsinden ağırdı. Çünkü ben cevap vermeyerek bir şey oynuyordum ve karşı taraf oyunu bırakırsa oyun biterdi.

On birinci gün, gece on birde, ben onun kapısındaydım.

Kendim gittim. Kimse çağırmadı.

Dört katı çıktım. Zili çaldım.

Kapıyı açtı ve şaşırmadı.

Şaşırmadı.

O geceyi anlatmayacağım. Sadece şunu söyleyeceğim: sabah uyandığımda kendimi tanımadım, ve bu sefer aynaya bakmak zorunda bile kalmadım.

Geri dönmek, bir kere daha aldatılmak değildir.
Kendi kendinizi aldatmaktır ve affı çok daha zordur.
· V ·

Sonraki üç hafta, hayatımın en küçük olduğum üç haftasıydı.

Artık soru sormuyordum. Artık ölçüyordum. Kaç saatte cevap yazdığını, hangi gecelerde geç kaldığını, telefonun hangi açıyla durduğunu. Bölüm bölüm ölen bir kadındım ve her akşam kendi cenazeme misafir gidiyordum.

Sekiz ay önce bir kızdım — aklı havada ama gururlu.

Şimdi bir muhasebeciydim.

Ve sonra, bir aralık akşamı, telefonuma bir bildirim düştü.

Selin bir fotoğraf paylaşmıştı.

Kar yağıyordu. İkisi bir kafenin önündeydi. Ege'nin kolu onun omzundaydı. İkisi de gülüyordu. Yüzleri net. Etiket var. Yer bilgisi var.

Alt yazı: "benim adamım ☃️"

Uzun uzun baktım.

Fotoğrafın kendisine değil.

Beğeni sayısına baktım. Üç yüz kırk.

Ben sekiz ayda bir tane bile olamamıştım.

Telefonu masaya bıraktım — yüzü kapalı.

Ve o an, tam o an, içimde bir şey nihayet susturuldu. Kırılmadı. Ağlamadı. Bağırmadı.

Sustu.

Bazı bitişler gürültüyle gelir. Gerçek olanı hep sessiz gelir.

— bölüm VIII sonu —
Sonraki Bölüm
Bölüm IX — Ayrılmak Bir Kerede Olmaz
Siyah Kuğu — Tüm Bölümler
I II III IV V VI VII VIII IX X · Final
CHOPIN